üç kısa tebeşir bir virgül


Dokuz ya da on yaşlarındaydım. Ders; Matematik, Konu; Ondalık Sayılar. Öğretmen tahtaya kaldırdı beni. Dört haneden sonra virgül koyup devam etmiş, upuzun bir sayı. Altına aynısının lacivertini daha koymuş. 
"Çarp bakalım" dedi vicdansız. Dedim "Bari toplasaydım?" Yok, dedi çarp sen. Neyse başladım çarptıklarımı alt alta yazmaya. Bitene kadar üç kısa tebeşir harcadım. Bu sırada sıkıldı tabi sınıf, çöpün yanında kalem açma bahanesiyle kaynatanlar, oradan oraya uçuşan kağıtlar, kıkırdaşmalar, hepsi birleşip fırsatçı bir uğultuya dönüştü ensemde. Sonunda bitirdim, bir de çıkan sayının sağ alt köşesine çapraz olarak alt alta iki kısa çizik attım artist artist. Üniversiteye giden ablamdan iki gün önce öğrenmiştim bu hareketi ve iki gündür en az yirmi kere pratik yapmıştım. "Bitti." dedim. Geldi öğretmen baktı... baktı... hesapladı... Aniden bir tokat attı sağ yanağıma, bir de yüzüğü var ters dönmüş, hiç unutmam yeşil taşlı. Virgülü yanlış yere koymuşum, öyle dedi. Yanıyor yüzüm falan ama ben o kadar eminim ki doğru yaptığımdan, hala kafa orda. Dedim "Ben doğru yaptım ama!" 
"Otur yerine!" dedi. Yanağımı ovalaya ovalaya gittim oturdum. 
Ders bitene kadar elim yanağımda gözüm tahtada tekrar tekrar kontrol ettim yaptığımı.
Zil çalar çalmaz gittim yanına öğretmenin; tekrar ettim: "Ben doğru yaptım." 
Uzandı yanağımı okşadı. "Evet." dedi "Ben de farkettim. Özür dilerim."
Üç saniyelik bir zafer yaşadım kendi içimde. Çünkü hem o korku filmi gibi sayıları doğru çarpmıştım hem de koskoca öğretmen benden özür dilemişti. Döndüm sırama oturdum. Sonra "Bi'dakka ya!" dedim kendime. "Öğretmen bütün sınıfın önünde bana tokat atıp, herkes teneffüsteyken özür diledi." Bu ağır haksızlıktı. 

Sonraki ders başlayıp sınıf toplandığında fırladım tahtaya, dedim ki "Arkadaşlar bir dakika beni dinleyin" Uğultu kesildi. "Öğretmen benden özür diledi. Çünkü az önce virgülü doğru yere koymuşum aslında ben. naber." Döndüm öğretmene baktım, "Arkadaşlarımın önünde de tekrarlar mısınız lütfen?"

Öğretmen sınıf defterini imzaladıktan sonra kafasını  kaldırdı, bana baktı, sonra sınıfın meraklı bakışlarını gördü  ve şöyle dedi:

"Ders, Hayat Bilgisi. Seda, otur yerine."

Dünya üzerinde, o gün adını bilmediğim tehlikeli bir şeyin var olduğunu farkettim. 

İnsan Ego'su.


***

O tokadı yememiş olsam da virgül'ü önemserdim kesin. Noktalama işaretlerinin içinde, çok çocuklu bir ailenin büyük kızı gibi tüm sorumluluğu üzerine almıştır çünkü. Yeri gelir kardeşlerinin ayıplarını örter, yokluğunda kurmuş olduğun ağdalı cümle bi halta benzemez. Ya da olur da yanlış yere koyarsan haşa baban gibi eşşek olabilirsin. 
An gelir es olur, nefes olur. 
Ve fakat, yetmez. 
Hayat, tüm hesapların doğru, noktalama işaretlerinin yerli yerinde olduğu yerde başlıyor. Matematik ve imlanın önemli fakat yetersiz olduğunu farkettiğin an sesini yükseltmeyi öğreniyorsun. 

Hesabının doğru, virgülün tam da olması gerektiği yerde olması ve senin haklı olman, başka bir gezegende güzellikleri getirebilir belki ama bu kürede, bu coğrafyada, bu delirmiş düzende; hali hazırda zaten yiyeceğin tokatla beraber hissedeceğin acıyı katlayan yeşil taşlı bir yüzük olarak çarpıyor yüzünde.


*** 


-Fazla tebeşiri olan var mı?


onaltışubatikibinonyedi,Karşıyaka. 

Vitrindeki Van Gogh

Kötü bir rüya gördüğümü söylediğimde, “Sus, sakın kimseye anlatma. Suya anlat. Akıp gitsin” derdi anneannem. Ben de koşa koşa bahçedeki ta...